|
|
|
Bir Bilebilsek… |
Size de olur mu bilmem; her ölümün ardından yaşamın
peşine düşerim ben...
Yakın bir dostu toprağa verir vermez, kabrinin çiçekleri
kurumadan daha, ihmal edilmiş kapıları çalar, özlenip
gidilmemiş adresleri ararım; eski dostlukların tozunu alır, cam gibi
parlatırım. İşi gücü boşlar, gecikmiş hal hatır sormaların,
dar günde omuz omuza durmaların kapısını aralarım.
Hele erken ölüm... Tuhaftır, yitirilmiş ortak dostların
ardından “sesini duymak istedim” telefonları gelir eş dosttan da...
“Hadi kaçıp bir şeyler içelim” davetleri, “sana
geçen gün haksızlık ettim” itiraflarına
dönüşür; gecikmiş günah çıkarmalar, samimi
özeleştiriler, sıcak dokunuşlar getirir ardı sıra...
Anlarım ki herkes benim gibi paniktedir. Bir musalla tasinin
soğukluguyla ürperir yalnız kalpler ve ısınmak için
hayırsız sevdalara koşulur, gündelik telaşta kırıp
döktüklerini tamire çıkarır insanoğlu...
Ölüm, yaşamı öğretir bize; döverek sevmeyi belleten
hoyrat bir anne gibi... Sevgi doğurur ecelinden...
Kalbinize yakın bulduklarınızı çantada keklik sanmayın. Sıkıca
asılın onlara, tıpkı hayata asıldığınız gibi... Çünkü
onlarsız hayat da anlamsızdır. Hayatınızı asla aşka kapatmayın. Aşkı
bulmanın en kısa yolu, aşık olmaktır, korumanın en iyi yolu ise ona
kanat takmak...
Hayatı çok hızlı koşmayın, nereden geldiğinizi ve nereye
gittiğinizi unutmayın. Hayatın bir yarış değil, her saniyesinin tadı
çıkarılması gereken güzel bir yolculuk olduğunu aklınızdan
çıkarmayın.
Dün tarih oldu... Yarın bir sır... Bugünün kiymetini
bilin.
|
|
Can Dündar (Şiir Gibi Yazılar)
|
|
|